Bakarsın hiç aramadığın yerden bir yardım gelir.
Peki nedir o halde insan dediğimiz?
"İnsan olmak dünyada olmaktır" der basitçe Heidegger. Ama yetmez.
İnsan kim ve ne olduğuna her zaman karar verendir. İnsan gaz odalarını icat eden ama aynı zamanda dudaklarında dualarla gaz odalarına gidendir. Deneyimle, öğrenir insan. Dümeni geri çeviremezsin. Yaşanan yaşanmıştır artık. Deneyimden öğrenmenin tek sorunu o zamana kadar kişinin masumiyetin cömertliğini kaybetmiş olmasıdır. Öyle olsun. Yaşar insan.
Yerle gök arasında arar kendini. Meryem ana ile toprak ana arasında bir yerde… Tanrısallıkla toprak belirsizliği arasında bir yerde… Bir yer bulamazsa eğer kendilik, deliliğin arkasında gizli kalır. İnsanın kendi hastalığına hapsolması, mahkum olmaktır; başkasının hastalığına hapsolması ise lanetlenmektir.
İnsan basitçe var olmaz, varoluşunun ne olacağına, bir sonraki anda kendisinin ne olacağına kendisi karar verir. İnsanın her an değişme özgürlüğü vardır bu yüzden bireysel kişilik öngörülemez olmayı sürdürür.
"Ben kendimi devasa bir binanın giriş katı ve bodrum katıyla sınırlandırdım her zaman." der Freud. İnsan derin katmanlı, ve aşağı boyutludur. Toprak ana'dır insan. Zemin ve zeminin altı. İyisiyle kötüsüyle içine alandır.
"Yaşa" der. Sanki ikinci kez yaşıyormuşsun ve tıpkı şu an olduğu gibi ilkinde de "yanlış" hareket etmişsin gibi yaşa. Bakarsın hiç aramadığın yerden bir yardım gelir, bu da sana tuhaf gelir. Onu da yaşa.
Biraz Frankl biraz da havadan sudan